<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tayfunalaylioglu.com</title>
	<atom:link href="http://tayfunalaylioglu.com/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog</link>
	<description>termonukleer beyin firtinasi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 10 Apr 2011 03:48:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Hayat ne garip, vapurlar filan&#8230;</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2011/04/hayat-ne-garip-vapurlar-filan/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2011/04/hayat-ne-garip-vapurlar-filan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2011 03:46:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=583</guid>
		<description><![CDATA[Dem vurulması gereken koca bi&#8217;birikmişliğin yaptığı akıl dolu ara pasa, dikine bir koşu yaparken buldum kendimi, nadir ama bilinç altımın bana gerçekçilik seviyesi defcon 2  ile tabir edilebilir rüya gösterimlerinden birisinde. Belki koyu bir Fenerbahçe taraftarı oluşumundan ötürü böyle gelişti, belki de yapılması şart olan ve dünyanın yüz ölçümü kadar zaman gerektirecek işin, fazla yemek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dem vurulması gereken koca bi&#8217;birikmişliğin yaptığı akıl dolu ara pasa, dikine bir koşu yaparken buldum kendimi, nadir ama bilinç altımın bana gerçekçilik seviyesi defcon 2  ile tabir edilebilir rüya gösterimlerinden birisinde. Belki koyu bir Fenerbahçe taraftarı oluşumundan ötürü böyle gelişti, belki de yapılması şart olan ve dünyanın yüz ölçümü kadar zaman gerektirecek işin, fazla yemek yemiş, bunun üzerine yaptığı soda ile ilk taşınıklığın getirisi baskı ile peydahlanan soğuk ter damlarının sahibiyle eş değer gerginliği paylaşımımdan ötürü. <span id="more-583"></span>Ya da en gerçekçi yaklaşım şu olabilir; akşam yemeği için yaptığım pratik ama bol baharatlı tıkıngaçın (ki biz buna pratik bir akşam yemeği diyebiliriz) &#8220;merhaba, ben hala midendeyim&#8221; baş kaldırısının komplikasyonları.</p>
<p>Aklımdakileri ne kadar uzun süredir kağıt ve kalem çiftinin fantezilerine sunmadığım, ona keza işlerime de yansıtmadığım düşünülürse, bu iş bu raddeye çok daha önce gelmeliydi.</p>
<p><strong>Hayat ne garip</strong>;</p>
<p>Yapılması gereken bunca iş varken,  doğru kelimelerin peşinden koşarak bir kaç saatlik zamanı harcayabiliyorken -ki bunu yeri geldiğinde en büyük politikacıya bile taş çıkartan bir başarı ile yapabiliyorken- iş eyleme geçirmeye geldiğinde bir bahane arkasında keskin nişancılık oynayabiliyoruz. &#8221; Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır &#8221; diyen sevgili Victor Hugo -veya bir başka şekilde düzeltmek gerekirse, oyunu bir kanattan öteki kanada yayan pasla, tüm aforizma sahipleri- biz Türk insanının sadece söylemlerle kalcağını bilseydi, sarf ederler miydi bu cümleleri? Hoş neden etmesinler ki, hedefleri için amut&#8217;a kalkıp adam öldürebilecek milyonlarca insan varken, sadece oturduğu yerden para kazanacak bilgi ve donanımın gökten zembil ile altın tepsi üzerinde geleceğini düşünen bir coğrafya insanını kim ciddiye alır ki?</p>
<p>İş bu şartlar altında, hayatımızın önem sıralamasında ilk beşte bulunan her insana bir adet sorumluluk apoleti takıp, bizleri doğru yola sokmasını bekleyip aynı zamanda çeşitli yaklaşımlara cevap vermeyip karşı taraftaki insanları her seferinde zor duruma sokabiliyoruz. Hatta bazen abartıp, bir taraf en kötü durumda bile gerçekleri söylerken -ki en iyi zaman diliminde söylemek, ne kadar doğru tartışılır- bırakın 9. köyü, 99. köyden bile kovabiliyoruz. Tek suçu ne? Duymak istediklerimizi bize söylemeyişi. Tabi bunu yaparken o malum politik edamızdan asla vaz geçmiyoruz!. Genlerimizde olsa gerek, doğuştan politik insan oluşumuzun kayanağı. Kendi eksikliklerimizi görmek hiç hoşumuza gitmediği gibi, birisi bunları kelimelere döktüğü anda, öfkeden kudursak bile yeri geldiğinde melankolik, yeri geldiğinde demagojik, hatta agresif bir söylemle deklare edebiliyoruz. Kendimizden kaçışlarımız ile meşhurken, savaşmayı seven, kaçmayı zayıflık olarak gören ve korkuları ancak üzerine gidilerek yenilebileceğine inan bir kişi üzerinize doğru koşarak gelen düşman gücü &#8220;hayat&#8221;&#8216;a karşı; &#8220;yerinizde durun!&#8221; emri verdiğinde 300 filminde Arkadyalılar&#8217;ın yaptığı gibi, günü bir başka &#8220;ben de varım ve güçlüyüm&#8221; gösterimine kadar sonlandırmak üzere arkamızı dönüyoruz. Unutmadan, sorumluluk verdiğimiz insanlara da; savunma mekanizmalarımızdan oluşan söylemleri sunabiliyoruz.</p>
<p>Hepimizin egoist damarları yoğunken, karşı tarafın konuşma, içinde birikenleri veyahut söylemek istediklerini, o an daha fazla kendimizle karşılaşmamak için ya da daha fazla hata yapmış olabileceğimiz gerçeğini kabulenmemek için yok sayabiliyoruz. Hepimiz ama hepimiz, kendimizi dev aynasında görmekten asla çekinmiyoruz ama. Ve bundan mütevellit, toz konduramıyoruz. Hepimizin savunması aslında benzer şekilde başlıyor ve ortalama benzer bi&#8217;şekilde son buluyor; &#8220;Ben şunu beklerdim&#8230;&#8221;</p>
<p>Zamanlamalar ve yaklaşımlar hep mi yanlış olmalı?<br />
Peki o zamanlamaları ve yaklaşımların oluşumunu hiç mi bizler sağlamıyoruz? Karşı tarafın bize yaklaşma denemelerini ve yönetmlerini hiç mi görmek, hatırlamak ve anlamak istemiyoruz? Bilimsel olarak kanıtlanmış -ki bilimden bahsediyoruz burada- bütün olguları, sonuçları, teorileri ve pratikleri yok sayabilecek kadar inançlı bi&#8217;süper insan topluluğuyken, en sinirli anımız da, birisi bize bi&#8217;miktar, fiziksel, çocuk ruhla ya da sevgi sözleri ile sakinlik gösterisi sunarken sözlerimizle, suratımızla, bakışımızla tartaklayabiliyor ve kitaplardan, ünlü düşünürlerden,  yazarlardan, sanatçılardan ve bilim adamlarından alıntılar yapabiliyorken, karşı tarafın bi&#8217;türlü bizi anlamadığını deklare etmekten hiç sıkılmıyoruz. Belki de bizizdir bunu yapamayan? Belki de bir miktar kendimizi geliştirmek, bünyemizde ufak çapta değişiklikler yapmak zor geliyordur?<br />
<strong><br />
</strong>Her geçen gün, bi&#8217;şeyler öğretiyor bu cahil bünyeye&#8230; Mesela, idol olarak benimsediğim insanlar bile benden fikir alırken duyduğum öz güven artık yerini tamamen bir dipsiz kuyuya çevirmiş durumda. Bir kitabın, bir arkadaşın, bir düşünürün fikir beyanatlarına yakın cümleleri kurarken, asla hedefine ulaşamadığını anlamış durumdayım. Veya, o çok güvendiğim analiz yeteneğimin bi&#8217;boka yaramadığına, inatçı yapımın artık bana zarar vermeye başladığına alışmak zorundayım. Halbuki, hayatımın %95.658&#8242;inde (küsüratlı yazdım ki yalan söylediğim anlaşılmasın diye) işe yaramışlardı.  Ve en önemlisi, fikirlerimi artık kendime saklmam gerektiğini ve &#8220;hı hı, haklısın&#8221; yapmacıklığının, iletişimin ve mutluluğun en önemli unsuru olduğunu görmüş durumdayım.</p>
<p>Boşuna dememişler, öğrenmenin yaşı yoktur diye.<br />
Ve değişmeyen tek unsurun değişim olduğu ironisini anlamam için bilmem kaç senelik bir yaşam süreci geçirmiş olmam o kadar utanılacak bi&#8217;durum ki!<br />
En önemli dersin ise, bir başkasının yeteneklerini, yapabileceklerini görseniz bile, asla ve asla söylememeniz gerektiğidir. Yoksa üzerinize binen sorumluluk, size duyulan ön yargının boyut değiştirmesi ve bu bağlamda harcadınız emeğin karşılıksız kalması gibi durumlarla karşılaşabiliyor olduğunuz gerçeği oluşudur.</p>
<p>- Peki ne yapacaksın Ağbi?<br />
- Bak mesela, Rüstem, ağbi sözcüğünü hep gündelik şekilde kullanıyordum, şimdi senin konuşmanı aktarırken bile Ağbi olarak lanse ettim.<br />
- E yani, ben var bunu anlamamak?<br />
- Bazen sana da bir beyin nakli yaptırmak istiyorum biliyor musun?<br />
- Kalbimi kırıyorsun ama!<br />
- Kısacası, artık, kendimin bir miktarını, kendime ve bu güne kadar kaybetmediğim, başarılı olduğum, büyük çoğunluk tarafından onaylandığım şekillerde, kaldığım yerden devam ederek saklamak istiyorum.<br />
- Gene anlamadım ama bu iyi bi&#8217;şey olması lazım.<br />
- Doğaldır, sabahın bu saatinde.<br />
- Sen yazım hatalarına bakmayacak mısın?<br />
- Ölü taklidi yapmaya devam etmek istiyorum.<br />
- Ağbi yarın vizen var?<br />
- Eeeööö&#8230;<br />
- Ağbi, salı günü proje teslimin var?<br />
- Hmmm&#8230;<br />
- Peki, bu gün arkadaşına panel teslim etmeyecek miydin?<br />
- La la la&#8230;<br />
- Peki çarşamba gününe yetiştirmen gereken fotoğraflar?<br />
- Zzzzzzz&#8230;<br />
- Lan cevap ver, çakma filozof!<br />
- Hayat ne garip Rüstem, vapurlar filan&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2011/04/hayat-ne-garip-vapurlar-filan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zam.an</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2011/02/zam-an-4/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2011/02/zam-an-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 14:24:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=580</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Daha çok zamanımız var!&#8221; &#8220;Her şey yoluna girecek!&#8221; &#8220;Biraz zaman&#8221; Nedendir bilinmez her durum, her sıkıntı veyahut her çözülmesi gereken sorun da öncelikle bu baş kahramanlar çıkar sahneye. Olmadığını idda ettiğiniz zaman ise kılıçlarını kınlarından çıkartmak için hazır kıta bekleyen insanlarla karşılaşırsınız. Peki ya tersi durumda? Ya şartlar farklıdır, ya da bakış açıları&#8230; En önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>&#8220;Daha çok zamanımız var!&#8221;<br />
&#8220;Her şey yoluna girecek!&#8221;<br />
&#8220;Biraz zaman&#8221;</p>
<p>Nedendir bilinmez her durum, her sıkıntı veyahut her çözülmesi gereken sorun da öncelikle bu baş kahramanlar çıkar sahneye. Olmadığını idda ettiğiniz zaman ise kılıçlarını kınlarından çıkartmak için hazır kıta bekleyen insanlarla karşılaşırsınız.</p>
<p>Peki ya tersi durumda?<span id="more-580"></span></p>
<p>Ya şartlar farklıdır, ya da bakış açıları&#8230;<br />
En önemli şeyi yok sayarız, yani &#8220;ortak&#8221; noktayı.</p>
<p><img title="More..." src="http://tayfunalaylioglu.com/blog/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />İki tarafında kendince zamanı yoktur aslında. Ve bu yüzdendir ki, iki tarafta haklıdır. Her konuyu olduğu gibi görmezden gelmezsek olmaz bunu da. İnsanın temeli olan, bay/bayan ego&#8217;nun evlatlarıyız hepimiz. Birimizin durumu diğerinden daha farklı ve üstün olmalıdır. Temel şartlar bunun aksini söylese de&#8230;</p>
<p>Hep merak etmişimdir;<br />
Peki iki tarafında korktuğu o anlar yaklaştığında kim kime üstünlük sağlamaya çalışacak?</p>
<p>****</p>
<p>Tek ihtiyaç zaman mıdır insan hayatında?<br />
Yoksa insanın benlik kavramına ait paralel evrende yaşanan çatışma anında, kendisine uzatılan elin titremediğini görmek de sayılabilir mi?</p>
<p>Veyahut;</p>
<p>Olaki bir sevgi, saygı kavramında ortak noktada hareket etmek de sayılabilir mi?</p>
<p>Vakti zamanında &#8220;yoksa&#8230;yoksa.. yoksa biz kardeş miyiz?&#8221; diyebildiklerimizle gecen bir kaç zamandan sonra yaşananlar,  yaşanmaya başlayanlar ve yaşanılacaklar üçgeni içerisinde sürüp giden bir döngünün sert dalgaların dövdüğü bir dalga kıranın dayanma gücüyle eş değer olabilecek mi acaba?</p>
<p>****</p>
<p>Bilinen ama kabul edilemeyen gerçeklerin, sonucu doğru ama gidişatı yanlış bir yazılı yoklama cevabını tek seferde götürdüğü bir uygulamadan öte bir ziyan değil hayat.</p>
<p>Sosyal, kültürel farklılıkların ahenk olması gereken yerde sorun oluyorsa, şapkaları önümüze alıp düşünme vakti gelmiştir demek değil midir?</p>
<p>Özel günler vardır insanın çok özlediği,<br />
Benim sayılıdır öyle zamanlar..</p>
<p>Mesela bir 3 gün var gözlerimin dola dola aradığı.</p>
<p>Sonrasında oluşan duvarlara , kırıklıklara ve üzüntülere değer miydi denilen?</p>
<p>Yazık olmuyor mu, kurulan hayallere, konulan hedeflere?<br />
Olduğumuz yerde sayarak ve üzerine hiç bi&#8217;şey koymayarak.<br />
İki yüce insanın sözleri var bir kaç zamandır beynimde. Liriklerin melodiyle birleşişiyle;</p>
<blockquote><p>i was looking back on my life<br />
and all the things i&#8217;ve done to me<br />
i&#8217;m still looking for the answers<br />
i&#8217;m still searching for the key ..</p></blockquote>
<p>* ozzy osbourne &#8211; road to nowhere</p>
<blockquote><p>time – how can you say<br />
that i’ve no time<br />
am i blind – now you say that<br />
heaven’s blind, yeah<br />
across the bridge of sighs, blind, time, time</p></blockquote>
<p>** w.a.s.p &#8211; heaven&#8217;s hung in black</p>
<p>Her şeye rağmen, yeni bir yıla sevdicekle uyanmak bir &#8220;umut&#8221;, bir &#8220;işaret&#8221;, bir &#8220;neden&#8221; olarak sayılmaya devam edilmeli. Bir yanlışlık yoktur sanırım, geleceğe yönelik hayallerde yer tutmasının.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2011/02/zam-an-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hükümsüzlük</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/12/hukumsuzluk/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/12/hukumsuzluk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 22:01:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=529</guid>
		<description><![CDATA[Arşivimi hunhar bir disk göçmesinde kaybetmiş bulunuyorum. Hükümsüzüm.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arşivimi hunhar bir disk göçmesinde kaybetmiş bulunuyorum.</p>
<p>Hükümsüzüm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/12/hukumsuzluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alan Derinliği</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/alan-derinligi/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/alan-derinligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Sep 2010 01:48:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=498</guid>
		<description><![CDATA[Objektif çarpanlı bir fotoğraf makinasından bakmak gibi olsa gerek hayata bir başkasının gözünden bakmaya çalışmak. Nasıl bir an veyahut bilinçle karşılaşacağını bilmediğin zamanlara dair soru işaretleri varken bünyede. Halbuki çokta zor olmamalı. Bir miktar sabır, biraz öz veri ya da kulak memesi kıvamında yoğrulmuş bir benlik hayat ısısında bekleyen fırına sürülmeden önce, ahçının bir tutam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Objektif çarpanlı bir fotoğraf makinasından bakmak gibi olsa gerek hayata bir başkasının gözünden bakmaya çalışmak. Nasıl bir an veyahut bilinçle karşılaşacağını bilmediğin zamanlara dair soru işaretleri varken bünyede.</p>
<p><span id="more-498"></span></p>
<p>Halbuki çokta zor olmamalı. Bir miktar sabır, biraz öz veri ya da kulak memesi kıvamında yoğrulmuş bir benlik hayat ısısında bekleyen fırına sürülmeden önce, ahçının bir tutam gizli tarifili marmelatıyla karışıp muazzam tada ulaşmadan öncesinde, &#8220;sabırlı olmak gerekli&#8221; derler başarı için, gel gelelim, sabır denen kelimenin temeli; zaman gibi dakikalarla, saniyelerin mevzu bahis anlarda gözlerini kapatıp çok ateşli sevişen bir çiftin, doyuma ne ara ulaştıklarını anlayamadıkları kadar hızla tükenen bir avuç kumla ifade ediliyorken, anlam bulma denemeleri içerisinde nefes alabilir mi ki?</p>
<p>Anlatmadan anlaşılmak vardır her beynin elektrik akımlarının taşındığı hücresinde. Karışılıklı beklentilerin umut dolu sarf edilişlerinde düşünce farklılıklarının yaratması gerektiği gök kuşağı yerine, kara bulutlar ortalıkta dolaşıyorken, zifiri karanlıkta hazine aramak <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=inn%20of%20the%20last%20home">son yuva hanı</a> olabilir mi, kelimelerin tıkandığı noktalarda saman kağıdın o mis kokulu sayfalarında yazılmış, uzun süren bir savaştan dönen yorgun kahramanların baharatlı patates ve soğuk, bol köpüklü kök birası eşliğinde yorgunluk atabildiği?</p>
<p>Vizörden görünen aslında objenin boğuluşuyken, fotoğrafçının <a href="http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=41383">alan derinliği</a> derdine düşmüş bakışında, bir düşünce bunaltısıysa gerçeklik, geniş açının getireceği tamamlayıcı kusursuzluğun göreceliğine bakmak <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kutsal_K%C3%A2se">kutsal kâse</a>&#8216;den <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lokman_(ki%C5%9Fi)">lokman hekim</a>&#8216;in ölümsüzlük ilacını içmekle eş değermidir bilinmez?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/alan-derinligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Omertà</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/omerta/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/omerta/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 09:07:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[Yaptığım, savunduğum, aylarca araştırıp okuduğum, günlerce üzerinde düşündüğüm, yeri geldiğinde uzmanlara danıştığım, hatta tecrübelerimle elde ettiğim her şeyin yanlış olduğunu anladım sonunda. Amaçlarım, ideallerim uğruna veyahut olaylara verdiğim her tepki de hatalıymışım. Çözüm bulmam lazım şimdi buna, ki bir kaç düşünce var aklımda. Ama en ağır basanını seçmek istiyorum. Bu da tepki içerikli bi&#8217;şey olacak aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaptığım, savunduğum, aylarca araştırıp okuduğum, günlerce üzerinde düşündüğüm, yeri geldiğinde uzmanlara danıştığım, hatta tecrübelerimle elde ettiğim her şeyin yanlış olduğunu anladım sonunda. Amaçlarım, ideallerim uğruna veyahut olaylara verdiğim her tepki de hatalıymışım. Çözüm bulmam lazım şimdi buna, ki bir kaç düşünce var aklımda.</p>
<p><span id="more-490"></span></p>
<p>Ama en ağır basanını seçmek istiyorum. Bu da tepki içerikli bi&#8217;şey olacak aslında ama bildiğim tek şey, insanların bunu tepki olarak algılamayacağı, sadece  istenilen versiyon olacağına hiç şüphem de yok.  Çünkü, bu tepki onlara değil. Bu tepki tamamen kendime. Beni ne olursa olsun gülerken, en berbat durumda bile eğlenirken hatta boğazıma kadar işe batıkken her toplantıya katılan kişi olarak biliyorlar. Beni anlayacağından emin olduğum kişiler de dahil buna. Kendi içimde yaşadıklarımı, bir olaya canımın sıkılmasını ve buna tepkili şekilde konuşmamı veya o can sıkıntısıyla hareket etmem &#8211; genellikle kişilerin hareketleriyle gerçekleşir bu durumlar, durduk yere kendime problem yaratacak kadar ruh hastası olmadım henüz. elbette bazen herkesin yaptığı gibi moralim bozulabiliyor kendi düşüncülerimden ama olsun. &#8211;  yansıtmak bu ülkede tehlikeli ve yasakmış. Bugün iyice anladım bunu.</p>
<p>- Ağbi, sen öyle yaşayamazsın ki!<br />
- Lazım Rüstem. Hem ayrıca; blogum var, fotoğraf makinam var.<br />
- Yani kısacası artık, kelimeleri senin sesinle duymayacağım. Öyle mi ağbi?<br />
- Daha iyi açıklayamazdın sanırım Rüstem <img src='http://tayfunalaylioglu.com/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /><br />
- Her konuda mı ağabey?<br />
- Yo, hayır. Sadece eğlenceli konularda, sadece pozitif konularda ve sadece insanların ihtiyaçları doğrultusunda duyacaksın.<br />
- Büyümek bu kadar mı zor be ağbi?<br />
- Hayır büyümek aslında oldukça eğlenceli. Hele ki çocukluğunda büyürken, kendinden yaşça daha büyük kişilerle arkadaşlık etmişsen daha da bir keyifli. Zor olan insanlara gerçek kimliğini göstermek Rüstem.<br />
- Peki kendi kimliğin için ne yapacaksın?<br />
- Basit be Rüstem, her zamankiden daha çok yazacağım, her zamankinden daha çok fotoğraf makinama davranacağım, daha fazla okuyacağım . Hatta tekrar çizmeye bile başlayacağım.<br />
- Bir şeyi merak ettim; paylaşmayacağını söylediğin bilgiyi neden elde etmek isteyeceksin ki?<br />
- Olur ya bir gün, bir sohbet esnasında ihtiyacım olur, ya da biri bir gün bir soru sorar diye.<br />
- Ağbi sen kısaca <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Omert%C3%A0">omertà</a> diyorsun!<br />
- Evet, Rüstem.<br />
- Peki son bir sorum var ağbi<br />
- Evet?<br />
- Kırgın ya da kızgın mısın?<br />
- Sadece kendime. Olayların bu boyuta geleceğini tahmin etmediğim için.<br />
- Anlıyorum ağbi.</p>
<p>Saçmalamak istiyorum saatlerce. Ama kendi kendime gerçekleştirerek icra etmek istiyorum bu eylemi. Ayna veya duvar bu iş için en uygunu, kendi kendime söylenip durayım.</p>
<p>- Ağbi, kalbimi kırdın şimdi&#8230;<br />
- Neden Rüstem?<br />
- Ben ne güne duruyorum?<br />
- E sen benim hayali arkadaşım değil misin?<br />
- Pardon ağabey düşünemedim.<br />
- Alıştım Rüstem.<br />
- Özür dilerim&#8230;<br />
- Boş ver şimdi.</p>
<p>Hazır ben saçmalama tribine girmiş, Rüstem Omertà demişken, hayat devam ediyor deyip, işlerin başına yani mesaime <a href="http://www.youtube.com/watch?v=FnwOIuoeFLA">Katatonia &#8211; Omertà</a> ile geri dönsem hiç fena olmayacak. Eh merak eden olur diye <a href="http://www.musicsonglyrics.com/K/katatonialyrics/katatoniaomertalyrics.htm">şarkı sözlerini</a> de paylaşalım tam olsun. Unutmadan sanırım vücuduma yazdırmam gereken başka bir yemin var artık.</p>
<p><strong>and I swear by the name of Reorx, I shall be hiding in the silence deep inside me.<br />
<span style="font-weight: normal;"><br />
- Ağbi!<br />
- Efendim Rüstem?<br />
- Kapıdan kovsan, bacadan girer gene taciz ederim bunu bil!<br />
- Bari sen deme bunu Rüstem!<br />
- Ama ağabey?<br />
- Deme dedim!</span> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/omerta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meçhul Hava Muhalefeti</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/mechul-hava-muhalefeti/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/mechul-hava-muhalefeti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 06:24:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir, bir eksiklik var hayatımda. Ne olduğunu bir türlü çözemediğim, çözemediğimden ötürü rahatsızlık duyduğum bir şey hem de. Aslında oturup saatlerce konuşmak istiyorum, aptal aptal nereye ucunun dokunacağını önceden kestirme gibi bir planım olmadan hem de. O an geldiğinde ise, sadece bakıyorum; &#8220;neden konuşayım ki?&#8221;, &#8220;bana ne kazandıracak bu diyalog?&#8221;. Susuyorum ister istemez. Sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir, bir eksiklik var hayatımda. Ne olduğunu bir türlü çözemediğim, çözemediğimden ötürü rahatsızlık duyduğum bir şey hem de. Aslında oturup saatlerce konuşmak istiyorum, aptal aptal nereye ucunun dokunacağını önceden kestirme gibi bir planım olmadan hem de. O an geldiğinde ise, sadece bakıyorum; &#8220;neden konuşayım ki?&#8221;, &#8220;bana ne kazandıracak bu diyalog?&#8221;. Susuyorum ister istemez. Sonra aklımda bir söz bulutu canlanıyor; &#8220;negatifsin yine&#8221;, &#8220;insan kendi kendine deprasyona girer, bu yüzden sakın adlandırma&#8221;, &#8220;bırak bi&#8217;şey kazandırmayacak olsa bile o anı kullan&#8221;. &#8220;Haklıdırlar belki, amacım deprasyona ya da bunalıma girmek olmasa bile veya o an bana bi&#8217;şey kazandırmayacak olmasa dahi dediklerini denemem lazım&#8221;. Deniyorum ve şiddetle başarısız oluyorum.<br />
<span id="more-432"></span></p>
<p>Fındık faresi&#8217;nin deyimiyle her insanın bir dönem yaşadığı &#8220;bıkkınlık&#8221; duygusuyla iç içe yaşıyorum şu sıralar. Sağlık problemleri, okul ile ilgili problemler, iş hayatı, gelecek düşünceleri, bir dönem sürmeye devam edeceği kesin olan maddi zorluklar derken sanırım haklılık payı oldukça yüksek demekten öteye geçemiyorum. Bu duruma nasıl dur diyeceğimi düşünürken çok sevgili dostlarımdan birisine kurduğum tanımlama cümlesi geldi aklıma; &#8220;<em><span style="color: #888888;">burada ki coğrafya her insanı etkiliyor, ya hayatına girenler sürekli üzerine yağmur oluyor, ya da sen kuruyorsun onlar yağmıyor&#8221;</span></em>. Kaçıp gitmeyi getiriyor aklına ülke coğrafyası, yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olarak insan benliğinde. Kimileri şanslı, bunu yakın zamanlarda gerçekleştirebiliyor. Kimileri bir kaç sene sonraya ait hayallerle yaşıyor, sırf gidebileceği ihtimali mevcut diye.</p>
<p>Garip bir coğrafya, insan hissettiklerini yaşıyor, onları gösteriyor ve bir miktar da insanlara yansıtıyor diye suçlanıyor bu ülkede. Halbuki, karşı tarafta bunu yapabildiğini, veyahut yaptığını zaman zaman unutuyor. Neden üzgün hissettiğimde gizlemeliyim ki? Neden duygularımı saklamalıyım ki? Neden dünyayla tek bağlantım telefonun ucundayken başka bir olaya takılayım ki? Ama coğrafya gereği, özellikle erkekler için şöyle bir cümle kuruluyor sürekli; &#8220;erkek adam ağlamaz!&#8221;. &#8220;Ben şunu şunu yaşadım ama bak hala dikim!&#8221;, &#8220;ben de benzeri durumda kaldım, ama o anın beni üzmesine, o anın beni depresifliğe sürüklemesine izin vermedim!&#8221; emin misiniz? Sizin karşı tarafa ne yansıttığınızdan haberiniz var mı veyahut, o an karşınızda ayna mı vardı acaba? Zakkum&#8217;un çok sevdiğim bir şarkısı var bu konu üzerine;</p>
<blockquote><p>aci ceksem de alisacagim<br />
tuza mupteladir yaralarim<br />
kalabaliga karisacagim<br />
ama terketmeyecek korkularim..</p>
<p>her devirdigim buruk kadeh<br />
bir oncekine kufredecek..<br />
nefesim kesildiginde<br />
kimse beni ozlemeyecek..</p>
<p>her saat her dakika<br />
bogazimda dugumlenecek<br />
artik cevap arama..</p>
<p>ama sen aglayamazsin<br />
sen erkek adamsin<br />
gulen yuzunun ardinda<br />
gizlice kanayansin</p>
<p>bunlara aglayamazsin<br />
sen erkek adamsin<br />
gulumsemenin ardinda<br />
gizlice kanayansin</p>
<p>aci ceksem de alismaliyim<br />
tuza muptela benim yaralarim<br />
gizlice kahrolacagim<br />
kursun gecirmez benim yalnizligim</p>
<p>her saat her dakika<br />
bogazimda dugumlenecek<br />
artik cevap arama..</p>
<p>bir gun gelip cattiginda<br />
bilegimi kesecek bicak..<br />
ama tek damla kan akmayacak..</p></blockquote>
<p>Ne demeliyim bilemiyorum. Ama sanat ile uğraşan biri olarak, sevgili <a href="http://hiphopotam.blogspot.com/">su aygırı</a>nın taa askerdeyken bulduğu ve o şartlara rağmen paylaştığı yazı aklıma geldi. Kendisinden tam olarak yazıyı istedikten ve dikkatlice okuduktan sonra fark ettim bu bende ki mevsim değişikliklerini. Elif Şafak <a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/533670-pazar-notlarim">anlatmış</a> Haber Türk gazetesinde, benim kullanmayı 40 yıl düşnemeyeceğim alıntılarla;</p>
<blockquote><p>Acısız fikirler entelektüel ve akademik gelişme için önemlidir. Ama mesele sanat ve edebiyat ise işte o zaman acılı fikirlere ihtiyaç var. Bir yerlerde bir yaran olacak, canını yakan bir kıymık, hani işlemiş etine, sızlar derinde ince ince. Çıkarsan çıkaramazsın, atsan atamazsın. Bir yerlerde bir yara izin olacak, ara ara nükseden eski bir sancı, kanayan bir yara. İlla ki bir hoşnutsuzluk, bir huzursuzluk, bir hazmedememe halin olacak. İlla ki bir uyumsuzluk olacak seninle yaşadığın dünya arasında. Mutluluk beden için iyidir, sağlıklıdır ama mesele bedeni değil de beyni geliştirmekse eğer, o zaman mutluluktan değil ancak hüzünden hayır gelir!</p></blockquote>
<p>Daha yazabileceğim o kadar çok şey var ki. Ama olayı özetlesem şimdilik yeter;</p>
<p>Biz büyüdük, yağmurlar hala aynı şiddette.</p>
<p>-Ağbi sen de şemsiye kullansana?<br />
-Davul olasın emi Rüstem! At kendini pencereden&#8230;<br />
-Ağbi ne yaptım ki?!<br />
- Sus hala konuşuyor!<br />
-Ağabey&#8230;<br />
-Ne?!?!?!<br />
-Davul sensin, pencere de sana girsin!<br />
-@#!?!!&#8230;(bkz: bu böyle sürüp gider)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/09/mechul-hava-muhalefeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmişe Yolculuk</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/08/gecmise-yolculuk/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/08/gecmise-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 00:04:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=422</guid>
		<description><![CDATA[Sanırım orta okula yeni geçtiğim yıldı. Teyzemin tribünden oğlu ve takım arkadaşları adına bir kamikaze gibi uçacağını düşünmek, sahaya çıkmadan önce takımca yeri göğü inleten ve inançlarını gösteren galibiyet yeminlerini soyunma odalarından duyurmalarını dinlemek, fırsat buldukça bulunduğum şehre veya yakınlarına geldiğinde tribündeki yerimi almak, en önemlisi sahada yardımlaşmalarını ve saha dışında arkadaşlıklarına hayran olmak gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım orta okula yeni geçtiğim yıldı. Teyzemin tribünden oğlu ve takım arkadaşları adına bir kamikaze gibi uçacağını düşünmek, sahaya çıkmadan önce takımca yeri göğü inleten ve inançlarını gösteren galibiyet yeminlerini soyunma odalarından duyurmalarını dinlemek, fırsat buldukça bulunduğum şehre veya yakınlarına geldiğinde tribündeki yerimi almak, en önemlisi <strong>sahada yardımlaşmalarını ve saha dışında arkadaşlıklarına</strong> hayran olmak gibi nedenlerden ötürü, en büyük kuzenimi kendime idol belirleyip, basketbol oynamaya karar vermiştim.<br />
<span id="more-422"></span><br />
O zamanlar ailem maddi bir kaç sıkıntıyla boğuşuyordu. Eh doğal olarak buda hem bana hem de aileme yansıyordu. Kız kardeşim henüz ilk okula geçmiş bir tıfıl olduğu için pek farkında değildi sanırım. Ben de eğitimim esnasında duyduğum ve alay konusu olduğum bir konuya kadar farkında değildim. Zaten hep tutumlu olmuştu bizim ufaklık ve paylaşımcı. Aslında paylaşımcı olduğunu düşünmemize neden oldu. Sonrasında faiz uygulamaya başladı, o da zamana ayak uydurdu.  Şimdilerde maliye bakanı olsa, ülkeyi borç batağından kurtaracağını düşündürmüyor değil bana.</p>
<p>- Ağabey&#8230;<br />
- Efendim Rüstem?<br />
- Konuyu nasıl bağlayacaksın?<br />
- Sen bir fincan çay getirirsen görürsün.<br />
- Hay hay ağabey!<br />
- Earl Grey olsun lütfen.<br />
- Aşağısını ağzına sürmezsin zaten sefa pezevengi seni.<br />
- Rüstem!!</p>
<p>Hmm nerede kalmıştım?<br />
Ah evet!<br />
Kardeşimin, tutumluluğuyla ülkeyi kurtaracağını düşüdüğümden. Neyse bu ayrı bir konu, bir ara tekrar değinirim nasıl olsa. Gelelim esas konuya. Bu isteğimi aileme söylediğim zaman, babamın ilk yaptığı şey &#8220;<strong>bir işi yapacaksan, öncelikle eğitimini almalısın oğlum, ardından en iyisi olana kadar çabalamalısın. olmuyorsa bırakmalısın</strong>.&#8221; diyerek beni Botaş Spor&#8217;un eğitimlerine götürmek oldu.  Olcay ve adını şu an hatırlayamadığım iki harika eğitmenim vardı.  Öğrettikleri ilk şey &#8220;<strong>takım oyunu</strong>&#8221; kelimesi oldu. Hatta bizim o minikcik beyinlerimize o zaman çok ağır gelen bir felsefeyle yaklaşmışlar, resmen beyin yıkamışlardı; &#8220;<strong>ilk yapmanız gereken takım arkadaşınızın görevini bilmek, böylelikle o zorlandığı zaman onun pozisyonunda nasıl yardım edebileceğinizi biliyor olacaksınız. ve bu sadece basketbol için değil, hayatın her döneminde geçerlidir</strong>.&#8221; Ve ilk dersin sonunda kişisel hatalarımız yüzünden takımca ceza bile aldığımız zamanlara ulaştık. Önceleri yadırgıyorduk, &#8220;<span style="color: #888888;"><em>ama o hata yaptı biz neden ceza çekiyoruz ki?!</em></span>&#8221; bunu her söylediğimizde bir kat daha artıyordu cezamız. Aldığımız tek bir cevap vardı; &#8220;<strong>o hata sadece onun hatası değil, sen yardıma gitmediğin için hataya devam etti!</strong>&#8221; ve bağırarak eklediler;</p>
<p>&#8220;<strong>Takım oyunu</strong>!&#8221;</p>
<p>Gel zaman git zaman, benden büyük iki kuzenim kadar profesyonel olmasa da kendimce lise hayatımın sonuna kadar basketbol ile uğraştım. Hatta bir dönem, herhangi başka bir meslek yapmak istemediğimi fark ettim. &#8220;<strong>Büyüyünce ne olacaksın</strong>?&#8221; diye soran herkese &#8220;<strong>basketbol oyuncusu</strong>&#8221; diyordum bir dönem. Nedenini sordukları zaman tabi ki ukalaca cevap verecek zeka potansiyeline sahip değildim. Şimdilerde olsa kesinlikle &#8220;<strong>takım oyunu</strong>!&#8221; derdim. Çalıştığım her antrenör babacan ve koruyucu insanlar olmasının dışında hep şu mottoyla hareket etmiş ve büyüdüğüm, kişiliğimin atıldığı ilk yıllarda tek bir gerçeklik kazımıştı aklıma; &#8220;<strong>hayatta herşey takım oyunudur</strong>!&#8221;</p>
<p>Bu arada müsadenizle Rüsteme bir giydirmem lazım.</p>
<p>- Rüstem?!<br />
- Ağabey pardon, karşı balkondaki hatunu kesmeye dalmışım.<br />
- Güzel mi lan bari?<br />
- Ağabey ben diyeyim Afrodit sen de&#8230;<br />
- Hööösssttt lan, sevdicek oyacak beni bunu okursa.<br />
- Aman ağabey unuttum, yengeyi. Yüzünü gören cennetlik olduda.<br />
- Çayımı rica edebilir miyim?<br />
- Hemen ağabey!</p>
<p>Ehe. Özür dilerim bu durum için;<br />
Elbette benim de bu mottoyu kırdığım dönemler oldu. Bazı durumlar karşısında &#8220;<strong>en iyi ben bilirim</strong>&#8221; veyahut &#8220;<strong>bir iş yapılacaksa benden iyisi yapamaz</strong>&#8221; diye ukalaca ve irite edici yaklaşımlarda bulunmadım değil. Zaman zaman yapmaya devam ediyorum, ancak en azından bunu fark ettiğimde bir şekilde olayı düzeltmeye çalışıyorum. Eh bazen &#8220;<strong>s..tın adamım bu iş sittin sene düzelme</strong>z&#8221; dediğim anlar olmuyor değil. Doğal olarak, düzeltemiyorum tabii.</p>
<p>Benzer örnekleri çoğaltabilirim; mesela İstanbul&#8217;daki ilk iş deneyimimde yaşadıklarımdan tutun, sonralarda yaptığım her işte benzeri düşünce yapısıyla karşılaştık. Hatta bir gün işte ayrılırken, patronlarım şu cümleyi kurmuştu bana; &#8220;<span style="color: #888888;"><em>biz seni doğru kullanamadık. ortada bir hata veya sorun varsa bu sadece senin değil &#8220;bizim&#8221; hatamızdır. umarım tekrar yollarımız kesişir</em></span>&#8220;. Eh elbette bunun benim gönlümü almak için kurulan bir cümle olduğunun farkındayım ama çalıştığım dönem boyunca, bu söze uygun hareketlerde bulunulduğunu görmüşlüğümde yok değil. Bu sadece iş hayatım için geçerli olmadı tabii ki, okul hayatımda da, özel hayatımda da hep böyle şekilde devam etmek ve çevremi buna göre seçmek için uğraştım ve hala uğraşmaya devam ediyorum. En önemlilerinden biri, zamanında okulda ki tek yaşıma yakın olan arkadaşım <a href="http://www.drone.tv">Mert</a> ile &#8220;f<strong>ellowship of finals</strong>&#8221; adı altında kurduğumuz yardımlaşma ve sonrasındaki dönemlere yansıması en güzel örnek olsa gerek.</p>
<p>Bu sadece benim yaptığım bir şey değil. İnsanların da benim gibi düşünmesi ve öyle hareket etmesiyle gerçekleşen bir durum. Bir tek özel hayatıma pek yansıtamadım bu durumu. Lakin, bu sefer umutluyum. Benzer kafa yapısında olan biriyle birlikteyim.</p>
<p>Ancak bu kadar güzel duruma karşın bazen işler istediğiniz gibi gitmiyor. İşte o zaman dilimlerinden birisi ve ne zaman benzeri bir durumla karşılaşsam yaptığımı yapıp, bu zaman dilimlerini yad ediyorum. Ayrıca evet, haklısınız basketbol oynamayı gerçekten çok özledim. Veya özlediğim şey, kuzenimin zamanında yaptığı gibi soyunma odasından yeri göğü inletip galibiyet için yemin etmek ve ne ölümüne güvenebileceğiniz insanlarla mücadele etmekte olabilir. Her halükarda, evet ben basketbol oynamayı çok özledim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/08/gecmise-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>teknolo.pipi</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/07/teknolo-pipi/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/07/teknolo-pipi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 13:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[Hayatının %85&#8242;ini teknoloji önünde geçiren birisi olarak, üç gündür lanetlendiğimi düşünmeye başladım. Önce bütün çalışmalarımı, fotoğraf çekimlerimi, belgeleri, müşteri bilgilerini, yıllarca uğraşıp oluşturduğum mp3 arşivimi sakladığım arşiv ve yedekleme diskim göçtü. Daha ana avrat küfür etmeye başlayamadan, masa üstü bilgisayarım hayata gözlerini kapattı. Hem de ışık hızında hazırlamam gereken çalışmalar varken. Bir de yeni Macbook&#8217;um [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatının %85&#8242;ini teknoloji önünde geçiren birisi olarak, üç gündür lanetlendiğimi düşünmeye başladım. Önce bütün çalışmalarımı, fotoğraf çekimlerimi, belgeleri, müşteri bilgilerini, yıllarca uğraşıp oluşturduğum mp3 arşivimi sakladığım arşiv ve yedekleme diskim göçtü. Daha ana avrat küfür etmeye başlayamadan, masa üstü bilgisayarım hayata gözlerini kapattı. Hem de ışık hızında hazırlamam gereken çalışmalar varken. Bir de yeni Macbook&#8217;um daha ilk haftasını doldurmadan sarı bayrak sallayınca artık lanetlendiğimin farkına vardım.<br />
<span id="more-417"></span><br />
Son bir kaç gündür, veri kurtarma programları, kaybedilen programları geri toplarlama, seri numaralarını bulma çalışmaları arasında boğuşuyorken, derinlerden gelen Anıl&#8217;ın ve Volkan&#8217;nın sesi şiddetli orgazm sarsıntıları yaşamama neden oldu. &#8220;Abi katalog&#8217;u hazırlamaya başladın mı?&#8221;. Igh!</p>
<p>Sıçtın Mavisine çok aşina olsam da bu kadarını daha önce görmemiştim.</p>
<p>Yoksa bu bana bir işaret mi?<br />
Yoksa ben seçilmiş kişi miyim?<br />
İnsanları teknolojinin elinden mi kurtaracağım yoksa?</p>
<p>Morfius ağabey sen ne diyorsun bu duruma?<br />
Biliv dı anbilivible san.</p>
<p>Öehhhhh..<br />
Bırakın arkadaşım böyle anti-materyalist yaklaşımları.</p>
<p>Tanıdığını, nefesi kuvvetli okuyup üfleyecek birisini tanıyor musunuz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/07/teknolo-pipi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>em.pa.ti</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/07/em-pa-ti/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/07/em-pa-ti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 03:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[en dipte olması gerekirken okuyucunun gözüne sokulmaya çalışılan dipnot: burada geçen olaylar tamamen gerçek olup, herhangi bir &#8220;spesifik&#8221; kişiye itaf edilmemiştir. resmi kurumlarca belirlenen tek bir gerçek kişi mevcuttur, o da kendisini bilmektedir. bu olaylar Jack Bauer amcanın son bir kaç ayını tek seferde çekip izleyiciye cinnet geçirtmemeye karar veren 24 senaristleri tarafından kaleme alınmıştır; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>en dipte olması gerekirken okuyucunun gözüne sokulmaya çalışılan dipnot</strong>: <em>burada geçen olaylar tamamen gerçek olup, herhangi bir &#8220;spesifik&#8221; kişiye itaf edilmemiştir. resmi kurumlarca belirlenen tek bir gerçek kişi mevcuttur, o da kendisini bilmektedir. bu olaylar Jack Bauer amcanın son bir kaç ayını tek seferde çekip izleyiciye cinnet geçirtmemeye karar veren 24 senaristleri tarafından kaleme alınmıştır;</em><br />
<span id="more-382"></span><br />
Uzun süreden beri projelerinin hayata geçmesi için uğraştığımız bir müşterim mevcut. Bugüne kadar çalıştığım en iyi müşterim diyebilirim. Zira, yapılacak iş için benden bi&#8217;şeyler istemeden önce kendi hazırlığını yapmış, önüme sayfalar dolusu sunumu, kendi hazırlıklarını ve benzer isteklerini sunmuş, bana uyarlamak ve bu hazırlıklarından ötürü oluşan yüksek beklentiyi karşılamak kalmıştı.</p>
<p>Söylenerek yaptığım zamanlar da oldu, gülerek yaptığımda. Ama en önemlisi, en huzurlu iş deneyimimdi! Gün itibariyle geriye kalan bir iki basit istek dışında onaylanan işin nereden nereye ulaştığını konuşurken aslında hayatımda hep çalışmak ve birlikte zaman geçirmek istediğim insanların müşterime benzemeleri gerektiğini ve bu yüzden insan seçtiğimi (evet bunu yapıyorum!) buna rağmen hala istediğim kadar mutlu olamadığımı hatırladım.</p>
<p>Bu kadar farklı olmalarının sebebi aslında çok basit. <a href="http://www.psikolojikdanisma.net/empati.htm">Empati</a> kurabiliyor olmaları. İşin beklenenden uzun süremesinin nedenlerini sayarken boynum büküktü aslında. Elimde olmayan sağlık problemleri ile karşılaşmış olmam ve bazı öncelik sıralaması değişikliği gerektiren konular nedeniyle yaklaşık iki ay istediğim verimde çalışamamıştım. Bunu söylerken bir bahane olarak algılamamalarını istemiştim. Aldığım cevap ise beni oldukça şaşırttı işin aslı; &#8220;hastalığın, okulun, özel hayatın, sınavların arasında söz verdiğin gibi işi bitirdin ki, bizler de seni zorladık. Bu konudan ötürü lütfen canını sıkma, tam tersi o kadar takdir ediyoruz ki.&#8221; Utandım işin aslı, ben azar yiyeceğimi düşünüyordum. Elbette problemlerimiz oldu, ben derdimi anlatamadım zaman zaman, zaman zaman da onlar. Ama ortak noktayı bulmak için benden daha çok çabaladırlar. En önemlisi, bazı konuları onlardan iyi bildiğimi asla göz ardı etmediler. Sanırım bu Türk insanı için ender durumlardan birisidir. Bize kalsa, herkes kendine düşeni yapar  (ki ne kadar doğru ve uygun yaptığıda tartışılır. en kestirme ve hızlı şekilde sonuçlarını düşünmeden hareket ederler) ve diğerini umursamaz. &#8220;Aman kabak benim başımda patlamasın!&#8221; düşüncesini sonuna kadar yaşayan tek ırk bizizdir herhalde. Hatta bazen, bu düşünceye oldukça ters açıyla hareket edip, sonuçlar ortaya çıktığında &#8220;ya beni karıştırmayın, arada kalmak istemiyorum&#8221; demekten de çekinmeyiz.</p>
<p>Kendileri yurt dışında olduğu için benimle sadece bir kere yüz yüze görüşebildiler. Buna rağmen, bazen iş hakkında konuşmayı bırakıp, öylesine benim gelecek planlarım hakkında sohbet edip, kahkahalar attığımız zamanlarda fazlasıyla vardı. Hatta hastalığım yüzünden geç saatlere kadar çalışıyor olmama kızdılar bile!. Hal böyle olunca, işin dışında kendileriyle daha sıcak bir ilişkiye girdik.</p>
<p>Merak edip sordum;<br />
&#8220;Ben kendimi sizlere anlatabildim mi bunca zamandır? Zira insanlar beni anlamadıklarını bu yüzden sürekli sorun yaşadıklarını ve bir şey istiyorsam dile getirmem gerekğini vurgular durur.&#8221;</p>
<p>Gene şaşırttılar beni;</p>
<p>&#8220;Oldukça iyi anlattın, hem de ilk dakikadan itibaren. Bizden istediğin, beklediklerin o kadar açık, o kadar basitti ki, bize sadece sana onları sunmak kaldı&#8221;. Mutlu oldum elbette. Hem feedback iyi, hem de soruma aldığım cevap farklı. Amabeni bir kere görmüş devamında sadece iş için toplamda bir kaç gün konuştuğum kişilerin beni anlayıp, etrafımda ki kişilerin anlamamakta direndiklerini tekrar hatırlayınca, mutlu olduğum kadar da üzüldüm açıkçası.</p>
<p>Biliyorum biliyorum, burada suç insanlarda değil. Ben de.</p>
<p>Sessiz kalmak işime geliyor.<br />
Sıkıntı bastı insanlara kendimi defalarca anlatmaktan.<br />
İster istemez bir sidik yarışına giriyor ikili ilişkilerde insanlar; &#8220;Ama ben bunu, şunu, onu, hedeyi, hüdeyi, hümbeleyi yaptım!&#8221; diyerek &#8220;sen ne yaptın peki&#8221; &#8216;ye getiriyo mesela.Tabi bir de, Türk insanının bir anda herşeyi bilen bir cyborg kesilmesine artık tahammülümün kalmayışı da büyük bir etken. Ne zaman biriyle uzman olmak için yıllarımı harcadığım ve bütün birikimimi bunun üzerine yapmaya çalıştığım bir konuda tartışmaya, bilgi aktarmaya çalışsam karşımdaki insan evladı, anasının karnından bu işin tek yüce bilgini ve doğru yapanı olarak doğduğunu kanıtladı bana.</p>
<p>Fındık Faresi ile arada paylaşıyorum bu dertlerimi ve her seferinde şu soruyu soruyor bana; &#8220;Sana nasıl yardımcı olabilirim?&#8221; aslında bunu düşünüp hareket etmesi yani bu soruyu yöneltmesi bile yetiyor. Cevap vermemi beklediğini fark ettiğim zamanlar &#8220;olabileceğini sanmıyorum&#8221; demek zorunda kalıyorum. Hem O&#8217;nun, hem de benim için can sıkıcı bir cevap. Ama bir bakıyorum o an ki problemim olan konuda, kitaplar, makaleler, ne dediğimi anlamak için araştırmalar hatta çoğu zaman ben pek haberdar olmasam da (unutuyor söylemeyi oldukça yoğundur da kendileri) oluşturduğu planların ve çözümlerle boğuşuyor. En kötü ihtimalle soruyor. Gülümsüyorum ister istemez. Hiç bilgisi olmadığı konularda, sadece bir miktar yardım etmek için saatlerini harcıyor. Başarılı olsun ya da olmasın, hiç yoktan bir fikir sahibi olup, anlamaya çalışıyor. Hoş kendisinin de bana, &#8220;seni anlamamızı/larını bekliyorsun&#8221; dediği olmadı değil. Ama sevdicek olunca gülümsüyorsun hem de en içteninden. Kızmak mı? Oldukça anlaşıylı bir sevgiliye sahibim neden kızayım ki?.</p>
<p>Yetmiyor mu peki O&#8217;nun yapması?<br />
Bir noktaya kadar yetiyor ama sonrasında şu gerçekle karşılaşıyorsun, hayatımın her noktası O ve O&#8217;na benzeyen insanlar yok.<br />
Bunları içimde tutmaktan yoruldum. Aktardığım zaman ise &#8220;emo lan bu&#8221; diyecekler diye çekinmekten. Hayır efendim, emo olmak için fazla yaşlıyım. Sadece, insanların tuzunun kuru, ben merkezli olmasından sıkıldım. Benden bi&#8217;şeyler beklerken, öncelikle benim ne durumda olduğumu düşünmeyişlerinden, nelerle uğraştığımı bilmeden hareket edişlerinden bıktım. &#8220;Olur&#8221;, &#8220;geçer&#8221;, &#8220;n&#8217;apalım&#8221; vesairesi gibi çakma felsefik yaklaşımları duymaktan da tiksiniyorum ayrıca. Hatta ve belkide en önemlisi, kendi işleri, ihtiyaçları olduğu zaman beni boğmalarından ama konu ben olduğu zaman &#8220;hallederiz&#8221; kalması karşısında adeta fıttırıyorum!. Ve bunları bana uygulayan herkesten bir adım daha uzaklaşıyorum. Olur ya bir gün neyin var diye sormaya kalkarlarsa, öncelikle &#8220;ben ne yapmış olabilirim de bu adam böyle davranıyor&#8221; demeleri gerektiğinin farkına varmalarını bekliyorum.</p>
<p>Gene diyeceksiniz ki, bunu ancak sen düzeltebilirsin, bunları hayatındaki herkese anlatara.<br />
E o zaman, empati, zeka, analitik zeka gibi kavramları bu dünyaya neden getirdik?<br />
Sorarlar adama &#8220;ne verdin ki ne istiyorsun?!&#8221; diye. Hem de Osmanlı tokadının etkisiyle (sanki hergün o tokadın tadına bakıyorum ya neyse)</p>
<p>Sakın bunlardan kural perest bir insan olduğumu çıkartmayın zira kendi özgürlüğüme olan düşkünlüğümü anlatmaya kelimeler yetmez. Ancak, insanlarla &#8220;normal&#8221; veyahut &#8220;uygun&#8221; koşullarda yaşabilmek  ve anlaşabilmek için bazı &#8220;saygı&#8221; kurallarını uygulamak zorunda olduğumuza inanıyorum. Aksi halde, Nostradamus&#8217;un 2076 yılında çıkacağını savunduğu üçüncü dünya savaşı çoktan çıkmıştı. &#8220;Equivalent exchange&#8221; denilen olayın var olduğu gerçeğinin (bkz: yazar burada Full Metal Alchemist&#8217;in favori animelerinden birisi olduğunu belirtti) göz ardı edilmesindir beni rahatsız eden;</p>
<p>&#8220;<em>People cannot gain anything without sacrificing something. You must present something of equal value in order to gain something. That is the principle of equivalent exchange in alchemy</em>&#8220;.</p>
<p>Hiç Türkçe&#8217;ye çevirmek için uğraşmayacağım. Anlayacak veyahut anlamaya çalışacak insanlar &#8220;yazar burada ne demek istemiş?&#8221; diyerek araştıracaklardır.</p>
<p>Evet hayatımın büyük bir bölümünden memnun değilim. Ama bu, anın tadını çıkartmaya çalışmadığım anlamına gelmesin. En kalabalık, en gergin ortamda bile kendi hayal dünyama kaçmak insanları yok saymak gibi bir huyum vardır. Ben de diğer insanlar gibi &#8220;bencilce&#8221; davranabiliyorum yeri geldiğinde. Hastalık, okul, vizeler, parasızlık veya benzeri durumlar benim için herhangi bir bahane değil, yapmak istediğim ya da zorunda olduğum işi bitirene, sorunu çözene kadar elimden geleni yapmaya devam edeceğim, kişiler beğensin ya da beğenmesin, yanımda olsun olmasın.Bugüne kadar bir kaç kişi dışında yalnız yaptım herşeyi, bundan sonra da değişeceğine dair bir umut sahibi değilim. Sevdiceğin dediği gibi; &#8220;biraz daha dişini sıkacaksın, sonra hayallerini gerçekleştirmek üzere hareket edeceksin&#8221;.</p>
<p>Ve o hayaller için geriye saymaya bir ay kadar oldu&#8230;<br />
Ne dersin sevgili, sayılı gün çabuk geçecek mi?</p>
<p>Sen de haklısın Rüstem (illa senden bir satır bile olsa bahsedeceğim değil mi? Kıskanç, egoist herif!);<br />
Hata benim; Ben insanlardan çok şey bekliyorum, hepsini &#8220;takım oyuncusu&#8221; gibi görüyorum ve böyle hareket edeceklerine inanıyorum. Kısacası, kendimle karıştırıyorum.</p>
<p>Of saati gene 5 yapmışım. Hoş uyanalı bir, iki saat oldu ama gene geç, uzun süredir uyumak istiyorum.</p>
<p>Kapanışı gene müzikle yapalım (bence gayet uygunlar an&#8217;a);<br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=F2tNTIDSkio">Bu şarkı</a> vörsüs <a href="http://www.youtube.com/watch?v=PZUJc4H--Qk">şu şarkı</a>.</p>
<p><strong><br />
p.s: <span style="font-weight: normal;">Bu arada selam yolluyabiliyor muyuz? Hah! peki; Buradan nereden geldiğini bilmediğim horlama senin sahibini tebrik ediyorum. Be arkadaş çevredeki zibilyon apartmandan biri olan yaşam alanıma o sesi ulaştırabiliyorsan, sen olmuşssun. Ha bir de uyduğum süre sırasınca bana mezdeke dinletip, en son eşlik ederek uykumun içine sıçan insanları da saygıyla anıyorum. Ayrıca, üç gündür sabahın köründe tek düze ve iğrenç şekilde &#8220;bavakk bavaakkk&#8221; diye öten kuş, gaganı kunduz kemirsin senin! Unutmadan topluca kameraya el sallayın 70 milyon size nah çekiyor.</span></strong></p>
<p><strong>editingen</strong>: imla, cümle, unutulmuş koca cümle, kelime neyin işte. aaa fazla geldiniz üzerime be. uyku mahmuru yazdım işte. hatta rüyamda yazıyordum bunu, birden nasıl olduğunu anlamadan buraya yazarken buldum kendimi. hıh!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/07/em-pa-ti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stop Thinking, Start Acting</title>
		<link>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/06/stop-thinking-start-acting/</link>
		<comments>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/06/stop-thinking-start-acting/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 01:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tayfunalaylioglu.com/blog/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Çok uzun süredir, birlikte çalıştığım artık müşteri sıfatını geçip &#8220;abla&#8221; sıfatına bürünmüş iki çılgın insan mevcut hayatımda. &#8220;Dost&#8221; muhabbetlerinde bazen bahsederim kendilerinden. Ne zaman bir proje gündeme gelse sözde &#8220;iş&#8221; toplantısı adı altında bir araya gelir, saatlerce gevezelik yapar, kapanışı da &#8220;yahu bir iş vardı, ne konuşacaktık&#8221; şeklinde iki ayağımızı bir pabuca sokarak yaparız. Eh [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok uzun süredir, birlikte çalıştığım artık müşteri sıfatını geçip &#8220;abla&#8221; sıfatına bürünmüş iki çılgın insan mevcut hayatımda. &#8220;Dost&#8221; muhabbetlerinde bazen bahsederim kendilerinden. Ne zaman bir proje gündeme gelse sözde &#8220;iş&#8221; toplantısı adı altında bir araya gelir, saatlerce gevezelik yapar, kapanışı da &#8220;yahu bir iş vardı, ne konuşacaktık&#8221; şeklinde iki ayağımızı bir pabuca sokarak yaparız.<span id="more-358"></span><br />
Eh hal böyle olunca, çalışmaktan gerçekten keyif aldığım ender insanlar sınıfında üst sıralarda yer alıyorlar. Beni de o kadar iyi tanımış durumdalar ki, surat ifademden, ses tonuma, ya da fikir beyan ederken ki ruh halime göre bir problemim olup olmadığını anlayabiliyorlar. İşte gene böyle bir fikir beyanatı sırasında, gözlerine çarpan bir konuyu masaya yatırdılar ve çenemi açtılar.</p>
<p>Konu konuyu açtı, ben anlattım, onlar yorumladı, eleştirdi, hatalarımı sundu. Ve derken, &#8220;eh ben artık gideyim&#8221; dedim. Daha kapıdan çıkar çıkmaz önce anlattıklarımdan pişmanlık duydum.  Kişileri tanımasam tamamen &#8220;bu söylediklerim kullanılır mı&#8221; düşüncesinden kaynaklanacağına emin olduğum şeyleri, gerçek adreslerine değil de ablalarıma anlatmış olduğu pişmanlıktı bu. Velasıl, bir kaç adım sonra, genelde yaptığım gibi düşünmeye başladım. Nasıl olsa mesafem yeterliydi ve ipod&#8217;umun şarjı sonuna kadar doluydu.</p>
<p>Farkındalık duygusuyla karşılaştığımda giriştiğim monolog diyalog belki de bütün konunun özeti;</p>
<p>&#8220;Herkesin benden bir beklentisi varmış arkadaş!&#8221;</p>
<p>Sanırım bir miktar yüksek sesle söylemiş olacağım ki, ister istemez Taksim&#8217;deki insanların dikkatini gene çekmiş oldum. Deli damgası yemeyi sevdiğimi hiç söylemiş miydim? Keyifli oluyor, hele o bakışlarla birleştiği zaman demeyin tadına.</p>
<p>-Üstad?<br />
-Efendim Rüstem?<br />
-Konuya dönsen&#8230;</p>
<p>Ah evet konu; aile bireylerimden, ortaklarıma, arkadaşlarımdan, dostlarıma ve kız arkadaşıma, hocalardan onlardan bunlardan herkesin bir isteği, bir beklentisi ve bir planı var benim ile ilgili. Bunları dile getirmekten de asla çekinmiyorlar. Ancak, nedense bir şeyi atlıyorlar bazen; bunları gerçekleştirebilmem için bir zeminin oluşturulması gerekli. Kızlarla (kendilerine yakında altın kızlar diyeceğim) konuşmanın yararları bunlar işte.</p>
<p>-Abi<br />
-Efendim Rüstem?<br />
- Sen neler bekliyorsun peki?<br />
- Anlatırsam anlamanın ne anlamı kalır ki Rüstem.<br />
-İçinde ki filozofa sıçayım, ne zaman açık açık konuşmayı öğreneceksin?<br />
-Konuşacağımı kim söyledi Rüstem?<br />
-İlla kapalı kutu kalacaksın yani.<br />
-Açılmak için bir neden gördüğümde zaten açılacağım.<br />
- Şey bir de ağabey, annen beni göremiyor ve sen benimle sohbet ediyorsun sesli sesli&#8230;</p>
<p>Anne bir saniye açıklayabilirim!<br />
Tüh olmadı; neyse. Sanırım Harbiye sularındaydım, &#8220;ulan ben neden bu kadar geriliyorum ki insanlar benden bi&#8217;şey beklediği zaman, olayın boyutu nedir ki? yapmazsam ne kaybedeceğim&#8221; düşünceleri arasındayken Yelda&#8217;nın sözü çınladı kulaklarımda;</p>
<p>&#8220;Stop Thinking, Start Acting!&#8221;</p>
<p>Haklı sanırım, what you see is what you get ile birleşi verdi bir anda. Ne dersin Rüstem, sence de öyle değil mi?</p>
<p>1. Türkçe konuş çok gıcığıma gidiyor<br />
2. Zıbar yat artık ya, uyu bir ya!</p>
<p>İyi geceler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tayfunalaylioglu.com/blog/2010/06/stop-thinking-start-acting/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

