Stop Thinking, Start Acting

Jun 26, 2010 by     No Comments    Posted under: Genel

Çok uzun süredir, birlikte çalıştığım artık müşteri sıfatını geçip “abla” sıfatına bürünmüş iki çılgın insan mevcut hayatımda. “Dost” muhabbetlerinde bazen bahsederim kendilerinden. Ne zaman bir proje gündeme gelse sözde “iş” toplantısı adı altında bir araya gelir, saatlerce gevezelik yapar, kapanışı da “yahu bir iş vardı, ne konuşacaktık” şeklinde iki ayağımızı bir pabuca sokarak yaparız.
Eh hal böyle olunca, çalışmaktan gerçekten keyif aldığım ender insanlar sınıfında üst sıralarda yer alıyorlar. Beni de o kadar iyi tanımış durumdalar ki, surat ifademden, ses tonuma, ya da fikir beyan ederken ki ruh halime göre bir problemim olup olmadığını anlayabiliyorlar. İşte gene böyle bir fikir beyanatı sırasında, gözlerine çarpan bir konuyu masaya yatırdılar ve çenemi açtılar.

Konu konuyu açtı, ben anlattım, onlar yorumladı, eleştirdi, hatalarımı sundu. Ve derken, “eh ben artık gideyim” dedim. Daha kapıdan çıkar çıkmaz önce anlattıklarımdan pişmanlık duydum.  Kişileri tanımasam tamamen “bu söylediklerim kullanılır mı” düşüncesinden kaynaklanacağına emin olduğum şeyleri, gerçek adreslerine değil de ablalarıma anlatmış olduğu pişmanlıktı bu. Velasıl, bir kaç adım sonra, genelde yaptığım gibi düşünmeye başladım. Nasıl olsa mesafem yeterliydi ve ipod’umun şarjı sonuna kadar doluydu.

Farkındalık duygusuyla karşılaştığımda giriştiğim monolog diyalog belki de bütün konunun özeti;

“Herkesin benden bir beklentisi varmış arkadaş!”

Sanırım bir miktar yüksek sesle söylemiş olacağım ki, ister istemez Taksim’deki insanların dikkatini gene çekmiş oldum. Deli damgası yemeyi sevdiğimi hiç söylemiş miydim? Keyifli oluyor, hele o bakışlarla birleştiği zaman demeyin tadına.

-Üstad?
-Efendim Rüstem?
-Konuya dönsen…

Ah evet konu; aile bireylerimden, ortaklarıma, arkadaşlarımdan, dostlarıma ve kız arkadaşıma, hocalardan onlardan bunlardan herkesin bir isteği, bir beklentisi ve bir planı var benim ile ilgili. Bunları dile getirmekten de asla çekinmiyorlar. Ancak, nedense bir şeyi atlıyorlar bazen; bunları gerçekleştirebilmem için bir zeminin oluşturulması gerekli. Kızlarla (kendilerine yakında altın kızlar diyeceğim) konuşmanın yararları bunlar işte.

-Abi
-Efendim Rüstem?
- Sen neler bekliyorsun peki?
- Anlatırsam anlamanın ne anlamı kalır ki Rüstem.
-İçinde ki filozofa sıçayım, ne zaman açık açık konuşmayı öğreneceksin?
-Konuşacağımı kim söyledi Rüstem?
-İlla kapalı kutu kalacaksın yani.
-Açılmak için bir neden gördüğümde zaten açılacağım.
- Şey bir de ağabey, annen beni göremiyor ve sen benimle sohbet ediyorsun sesli sesli…

Anne bir saniye açıklayabilirim!
Tüh olmadı; neyse. Sanırım Harbiye sularındaydım, “ulan ben neden bu kadar geriliyorum ki insanlar benden bi’şey beklediği zaman, olayın boyutu nedir ki? yapmazsam ne kaybedeceğim” düşünceleri arasındayken Yelda’nın sözü çınladı kulaklarımda;

“Stop Thinking, Start Acting!”

Haklı sanırım, what you see is what you get ile birleşi verdi bir anda. Ne dersin Rüstem, sence de öyle değil mi?

1. Türkçe konuş çok gıcığıma gidiyor
2. Zıbar yat artık ya, uyu bir ya!

İyi geceler.

Got anything to say? Go ahead and leave a comment!

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>