Echoes.in.the.night
Uyarı: Eğer serdar ortaç, demet akalın, bengü dinliyor ve sıla’nın hayatın anlamına ev sahipliği yaptığına inanıyorsanız veyahut saydığım listeyi gizliden gizliye dinlemeye devam edip, hoşlandığınız, ilgi duyduğunuz kısacası tavlamak istediğiniz er\hatun kişisi için bir kaç tane duygusal rock parçası bulup; “aman yarabbim herifler müzik yapıyor, işte böyle olmalı sevda, sence de öyle değil mi xyz?” ile icraata başlayıp cümlenin devamını (özellikle hatun kişiler için) “tıpkı twilight’ta olduğu gibi” ile bitiyor ve bundan mütevellit hayko cepkin ile “doğru yolu” bulduğunuzu idda ediyorsanız, herşeyden öte “emo” veya “gizli emo” iseniz, lütfen bu yazıya ve içinde barındırdığı şarkılara tıklama gereğinde bulunmayınız. Voodoo büyüsü yaptım, o insanlar okuyunca 7 gün içerisin de kulaklarından örümcekler, gözlerinden sinekler saldıracak ve canlı canlı beyinleri yenilerek ölecekler!.
p.s: bir daha düşündüm de, lütfen tıklayın. n’olur lan!
Bir önce ki durum raporu güncesinde de belirttiğim gibi, huzursuzluğuma bir çözüm ararken kendimi gene “bütün notalar aynı” demeyen insanların, gerçek duygu ve müzik bilgisiyle yaptığı şarkıların arasında buldum.
Sevgili Fındık Faresi ile arkadaşlık yaptığımız dönemde ki bir sohbet esnasında, bastırılmış olduğu bölümden yırtık dondan fırlar gibi fırlayan “ben gerçekte ne istiyorum” sorusuna hala cevap aradığımın farkında olduğumu zannediyordum. Ta ki, Tesla – Only You,7/24 yayın yapan hoparlörlerimden yükselene kadar. İster istemez, kulak kabartıyorsunuz böyle şarkılara, “ne diyor bu adam burada?” düşünceleriyle;
In a world far from perfect
It’s not always easy to connect
Where everything can be so complicated
I know that “simply, you’re the best”I don’t want nobody else, I only want you
Wanna keep you for myself, it’s selfish, but true
I don’t want anything, to ever come between us
‘Cause I don’t want nobody elseIn a world far from perfect…still
One never knows what to expect, so tell me
What will I do?
So hard to think of you as “dearly departed”
If only desperation could resurrect‘Cause I don’t want nobody else, I only want you
Not some picture on a shelf, no…’cause that
Won’t carry me through
How does debilitated, find the strength to
Make it through‘Cause I don’t want nobody else, only you
Now I don’t want nobody else, I only want you
And not some picture on a shelf, on no…
‘Cause that won’t carry me through
How does asphyxiated, ever find the breath to
Make it through‘Cause I don’t want nobody else,
I don’t want nobody else,
Only you, only you…
Doğru ya, ben aslında ne istiyorum?
Ne kadar büyük beklentilere sahibim?
Ya da,
Ne zaman insanları kendimle kıyaslamaktan vaz geçeceğim?
Miskinliğime ve bazı konularda ki vurdum duymazlığıma rağmen, önem sıralaması listeme göre hareket etmeyi sevdiğimi söylememe gerek yok. Bundan kaynaklanıyor olsa gerek, yeri geldiği zaman kesinlikle risk almaktan ya da gövde gösteri yapmaktan sakınmam ve bunun gerekirse sahne sanatları ustalarının dediği gibi “rol çalmak” olarak adlandırılmasından rahatsızlık ta duymam. Babamın çocukluğumdan beri empoze ettiği, “adımı ve soyadımızı lekeleme” düstur çerçevesi dahilinde yapmayacağım şey yok anlayacağınız. Belki de Buğra insanı ile bu kadar rahat anlaşıyor olmamın en büyük nedeni bu; hemen hemen yakın bir hayat felsefesine sahip oluşumuz (her ne kadar kendisi bazen bokunu çıkartıyor olsa da aynı lan neredeyse). Eh doğal olarak, çevremde ki bir çok insandan bunu bekleyen insan konumuna geçiyor ve zamanla bir çoğundan uzaklaşıyorum. Ne yazıktır ki, bazen bu yönümden özel hayatımda ki insanlar da nasiplenebiliyorlar. İşte bu, insanlardan en büyük beklentim bu olsa gerek… Tabi bunu keşfetmeme Lita Ford & Ozzy Osbourne düeti neden oldu diyebiliriz. Zira kendisini, bu kadar uzun soluklu düşünmemiştim.;
Baby, I get so scared inside and I don’t really understand
Is it love that’s on my mind or is it fantasy?
Heaven, is in the palm of my hand and it’s waiting here for you
What am I supposed to do with a childhood tragedy?If I close my eyes forever
Will it all remain unchanged?
If I close my eyes forever
Will it all remain the same?Sometimes, its hard to hold on, so hard to hold on to my dreams
It isn’t always what it seems when you’re face to face with me
Like a dagger you stick me in the heart and taste the blood from my blade
And when we sleep would you shelter me in your warm and darkened grave?If I close my eyes forever
Will it all remain unchanged?
If i close my eyes forever
Will it all remain the same?Will you ever take me?
No I just can’t take the pain
Would you ever trust me?
No I’ll never feel the same (oh)I know I’ve been so hard on you
I know I’ve told you lies
If I could have just one more wish
I’d wipe the cobwebs from my eyesIf I close my eyes forever
Will it all remain unchanged?
If I close my eyes forever
will it all remain the same? (Oh yeah)Close your eyes…
Close your eyes…
You gotta close your eyes for me……….
Hayır hayır, kimse ölsün ya da kendine mazoşistçe davransın demiyorum. Sadece, insanlardan, daha doğrusu hayatımda ki insanlardan, yapacaklarını, isteklerini, düşüncelerini bir tek sözlerle değil de hareketlerle de göstermelerini umduğuma dair beklentilerimi dile getirdim. Yapabilen adam kat sayısı az. Neden böyle bir saçmalığa sahibim hemen onu da açıklayayım. Biz insanoğlu (özellikle benim gibileri) Cem Yılmaz’ın söylediğinin aksine her türlü cinsiyette, kendi menfaatlerimiz uğruna yalan söylemek üzere ağır silahlarla donatılmış durumdayız ve bunlardan en önemlisi, kelimeler. O kadar rahat sarf ederiz ki. Lakin hem kelimeleri, hem de davranışları ya da aynı anda sergilemek oldukça zordur. Ya vücut dilini oldukça iyi bilmek ve karşında ki insanı çok iyi tanımak gerekiyor, ya da insan psikolojisinden gerçekten iyi anlıyor olmak gerekiyor. En irite olduğum konu sanırım, “yapacaktım, edecektim” “yapamam, edemem” ile oluşturulan cümleler olsa gerek. Ya hiç söylemeyin ya da evet hiç söylemeyin. Ardından ama gelecek herhangi bir cümle gidişatı otomatik olarak “ah bu da fos çıktı, gittikçe kredisini kaybediyor” düşüncesiyle karşılamasını sağlıyor kişilerin.Bu da dediğim gibi, önem sıralamam ile eş değer oluyor.
Bu arada hayvan gibi acıktım mutfaktan bir iki parça tıkıngaç alıp gelmem lazım. Görünüşe göre bu yazı bayağı uzun olacak. Bu arada Rüstem lan kahve suyu koy demiştim sana saatler önce? (03:15)
Birileri bana son açtığım süt kutularının/şişelerinin üzerine açılış tarihlerini yazmam gerektiğini hatırlatabilir mi lütfen? Öyk! Bozuk sütün tadı da enfesmiş doğrusu… Ayrıca anne, eğer bu İlahi Komdya uzunluğunda ki saçmalıkları okuyorsan lütfen tuz ve şekeri farklı kavanozlara koy, mısır gevreğimin yarısını çöpe dökmek zorunda kalıyordum az daha! (03:38)
Saatlerdir yazıyorum ve hala yazabileceğim o kadar konu olduğunu fark ettim, ancak bir yerden ana konuya geri dönmem gerekiyor. Bunları sağlayan “gerçek müzik” yapan kişileri dinleyebildiğim sürece de böyle devam edeceği su götürmez bir gerçek. Boşuna dememişler, müzik ruhun gıdasıdır diye. Acaba Tanrı Dio, şu anda ülkemiz de müzik hakkında söylenen gerçekleri öğrendiğinde her zaman ki sevimliliğini ve mütevazi duruşunu sergileyebiliyor mu? Cliff Burton ajdar gibi insanların “ben halkın mega starıym” sözlerini duyduğu için neler hissediyor? Peki ya cankan, ismail yk gibi adamların binlerce hayranı olduğunu bilseler, dış dünyada ki müzisyenler müziği bırakmak için ne kadar beklerler?
Aslında insanların seçimleri beni ilgilendirmediği sürece kesinlikle karışmam, lakin; son zamanlarda yaşadığım çevreden ve onların davranış ve argümanlarından olsa gerek, bu insanlardan artık o kadar tiksinmeye başladım ki, bir yerde patlamak farz oldu.Özellikle insanları özenti olarak nitelendirmek istemem, çünkü hepimiz bir kişi ya da olay sayesinde kendi müzik zevklerimiz ile tanışmış durumdayız. Türkçe müzik dinlemediğimi de sakın çıkartmayın, ayıla bayıla dinlediğim insanlar hat safha da ülke sınırları içerisinde. Ancak, aynı ritmi, benzer şarkı sözlerini, ya da “ukalaca” ve “bilinçsiz, zeka seviyesini kanıtlayan” demeçleri olmayan kişiler bunlar. Ve siz, sevgili hayran kitleleri, bu zat-ı muhteremler hakkında gram yorum yapmadan sessiz sakin yok sayan kişileri bile “vatan hainliği”, “emperyalist”, “satanist”, “ateist” olarak nitelendirebilecek şuuru nereden bulmaktasınız? Gerçekten, hiç mi sıkılmadınız aynı ritimleri, sözleri duymaktan?
Çocukça gelmiyor mu sizlere, “bebek’te üç beş tur” atmalar, zeytini göbekten yemeğe çalışmalar?
Bari, dinlediğiniz, sizlerin ve Türk otoritelerinin “pop” olarak nitelendirdiği müzik tarzı hakkında bir miktar araştırma yapmaya niyet etseniz. Ha bir de lütfen beni bu tarz düşüncelere cevap verme zahmetine sokmayın.
Akşam akşam densizin birine sinirlenip nereden nereye yöneldim.
Saat 4 oldu ve o kişi de dahil olmak üzere herkes sırra kadem bastı. Bir biz kaldık mı Rüstem? Hadi, uyumadan önce bünyelerimize bir miktar Bülent Ortaçgil verelim.
çok dipte ki not: kalın olarak belirtilmiş bütün şarkı sözleri, düşünme seansı esnasında kafamın üzerinde ki tasaruflu florasan’nın (ampül deyince de yanlış anlarsınız siz!) yanmasına yardımcı olan sözlerdir. üzerine alınmak isteyen herkes alınabilir. ayrıca, bu yazı yazılırken sadece o şarkılar ya da belirli isimler dinlenilmemiştir. Ortalama olarak bir 16 Haziran sabaha karşı saat 01:20′den bu yana yaklaşık 20 grup/sanatçıya ait 150′ye yakın şarkı dinlenmiştir. bilginize itina ile arz ederim. Ayrıca anne bak cidden diyorum ben gittikçe emo olmaya başladım, beni bir okutup üfleti ver!
Got anything to say? Go ahead and leave a comment!
Severek İzlemece
- And the first matte painting is yet to be done...
- http://t.co/u6MwqR2t
- RT @yilmazerdogan: Değişmeyi istemek ve ego ile vedalaşmak yeterlidir. Kendinden vazgeçmek değişimdir.



Posted under: 
