‘Abu the Wild Man
Satis gorevlisi, bir seyler mirildaniyor;
Oldukca teknik kelimelerle beni tavlamaya calisiyor; tork gucu, kilometrede yaktigi ortalama yakit miktari, aerodinamigi. Zamanimin bu kadar gereksizce calinmasina tepkiliyim aslinda, ancak bir taraftanda isini yapmaya calismasina saygi duyuyorum. Bir sure daha katlanabilecegimi soyluyorum kendi kendime. “Size bicilmis kaftan oldugunu dusunmekteyim” diyerek konusmayi kapatiyor. Sert bir bakis atiyorum, “kim oluyorsun da benim yerime karar veriyorsun” icerikli galez kufurler tasimakta oldugunu anlasa da tanittigi araci almami bekledigini ima eden soru cumlesini sunuyor altin tepsi ile; “ne dusunuyorsunuz beyfendi?”.
Arkami donuyorum, Tom Cruise’un Top Gun ile tanitimini layikiyla yaptigi Police gozlugumu cebimden cikartiyor, takmak uzere hazirlarken; “Night Rod Special i istiyorum, nakit odeyecegim, lutfen on dakika icerisinde kapinin onunde hazir olsun.” diyorum.
Islemleri hallettikten sonra kapinin onunde beni bekleyen mat siyahtan sekillenmis guzellige bakiyorum. Deri ceketimi tek bir harekette giyiyor, gozlugumu takiyorum. Axl Rose’dan alisik oldugumuz sekilde bandanami takiyorum ve ayakliginin uzerinde ilk surus icin bekleyen kara inciye yaklasiyorum.
Soyle bir tur atiyorum etrafinda, 360 derecelik turumu tamamladiktan sonra, gidonu tutmadan bacagimi diger tarafa atiyor ve yerlesiyorum. Otururken pantolonumda bulunan zincir, bundan sonra butun yollarda eslik edecegi partnerinin kasasina temas ediyor, cizmelerim yerlerine yerlesiyor. Hafiften dogrultuyorum, Night Rod Special’imi ve anahtari yuvasina yerlestiriyorum.Tutunumu cikartiyorum ceketimin cebinden, seri hareketlerle sarmaya basliyorum sigarami.
Gorevli yuzundeki saskin ifadeyle soruyor; “Daha once boyle bir canavari surdunuz mu?”
Kagidi dilim ile bir miktar islattiktan sonra iyice birlesitirip uzun suredir bebaber oldugumuz mat siyah zippo’mun mesaleyi andiran atesiyle yakiyorum sigarami ve asi bir bakis atiyorum, takili olan gunes gozluklerimin uzerinden. Anahtari ceviriyorum. Guclu motorun 9. senfonisini bastirmaya calisan Blackie Lawless’in sesi yukselirken, sigarami simsiyah cizmelerimle sondurup; “Ben bunun icin dogdum” diyorum ingilizce olarak gorevliye. Ayakligi kaldirip, vitesi atar atmaz Blackie, bu tarz anlarim icin yazdigi sarkinin nakaratina basliyor;
“I’m a wild child, come and love me I want you
My heart’s in exile I need you to touch me
Cause I want what you do… I want you”
Satis merkezinden ayrildiktan sonra, bir sure New York sokaklarinda ozgurlugumun tadini cikartiyorum. Zira, bir kac saat icerisinde sound check icin mekanda olmam gerekiyor. Park yeri gorus alanima girdiginde ozgurlugumun bitmesine hayiflaniyorum bir miktar. “Olsun, bunun bir de gecesi var adamim, iste o zaman daha bir eglenceli olacak”.
Jukebox’in etrafinda “acaba ne calsak” seklinde ki diyaloglarda bulunan insanlar, kolsuz kot ceketleri, tiras etmedikleri koltuk altlarina eslik gobekleri ve kirli atletleriyle yanlarinda ki, kisa deri etekli, yirtik file corapli guzel dilberlerle bilardo oynamaya calisan sozde sert adamlar ve barda capkin bakislar atan “baby doll” kapiya dogru bir bakis atiyor. Billy the Kid bu kadar profesyonel bir giris yapamazdi her halde. Etrafi soyle bir kolacan ediyorum derken Sebastian Bach an’a uygun bir giris yapiyor o insanlik disi vokaliyle;
” 18 and life You got it
18 and life you know
Your crime is time and it’s
18 and life to go”
Bara dogru agir adimlarla ilerliyorum. Hedefime yaklastigim sirada, capkin bakislarina cevap vermek uzere afet-ul derya’ya dogru kafami ceviriyorum ve gulumseyip barmene sesleniyorum; viski duble olsun, uc buzlu! Bardagim bara konar konmaz parayi birakip “ustu sende kalsin” diyerek bonkorlugumu de konusturup grup elemanlarinin yanina dogru yoneliyorum. Tabi, bu esnada Dio bagirmaya basliyor;
” There’s no sign of the morning coming
You’ve been left on your own
Like a Rainbow in the Dark”
Uc bes sohbet derken, sound check zamani geliyor. ’72 Gibson Les Paul Deluxe’umun ve oldurucu solalarin cikardigi buyu yavas yavas bizleri dinlemek icin gelmis guruhu sahne onune dogru cekiyor. Herseyin hazir olduguna inandigimiz anda hemen Whitesnake’e gonderme yapiyoruz, “Here I go again” oyle calinmaz boyle calinir diye. Kalabaligin bu giristen etkilendigini gordukce daha bir keyifle calmaya basliyoruz. Bu sefer Alice Cooper’in kulaklarini cinlatmaya niyetliyiz. Poison ile zehirliyoruz kalabaligi. Derken kendimizi Dokken’a nispet yaparken buluyor sonradan sonraya, etrafi hulyali bakislarla kesenleri yakaliyoruz. Hedef kitlemiz onlar olarak belirleyip, MSG – Nightmare veriyoruz bunyelerine. Boyle suren bir kac saatin ardindan gecenin bittigini ananons ediyoruz. Bardan bir viski daha aliyorum, hard-case tasima cantasina konulan gitarimi izlerken, bir sigara daha sariyor ve derin bir nefes aliyorum. Viskimden son yudumu da aldiktan sonra park alanina gidiyorum. Night Rod Special’ima kuruldugum siralarda mekandan muazzam bir Tesla sarkisi yukseliyor;
“My sweet paradise, you are the reason why it tears me up inside
And I break down and cry, didn’t wanna say goodbye paradise”
Bir dakika, muzigi kim kapatti, saat kac, neredeyim ben?
Her gece oldugu gibi annem, benim bir iki saatlik uyuklamami firsat bilip kendi odasina konuslanirken muzigimi kapatmis gene. Nasil kiydin bu ruyaya be kadin… Neyse sarma yapmisti degil mi? Su yataktan kalkmayi basarabilirsem, gidip bir tabak alayim bari…
Got anything to say? Go ahead and leave a comment!
Severek İzlemece
- gecenin bi'vakti "hadi taksim'e mini golf oynamaya" dedigimiz zamanlar da vardi @cnimsi .
- Sisli 19 Mayis'a uyandi; http://t.co/zTz6viSc
- the epic solution for #error37, @BlizzardCSEU_EN http://t.co/S5j87Ky5



Posted under: 
